|


Peygamberimiz
(sav) sadece kendisine vahyolunana uymuştur
Peygamberimiz
(sav)'in tüm alemlere örnek olan tevekkülü
Peygamberimiz
(sav) insanlardan hiçbir karşılık beklemeden, sadece Allah'ın hoşnutluğunu
aramıştır
Peygamberimiz
(sav)'in zorluklar karşısındaki güzel tavrı
Peygamberimiz
(sav) yanındakilere daima hoşgörülü davranmıştır
Peygamberimiz
(sav)'in tüm insanlığa örnek adaleti
Peygamberimiz
(sav)'e itaat eden Allah'a itaat etmiş olur
Peygamberimiz
(sav) insanları vicdanlarını etkileyecek şekilde hikmetle uyarıp
korkutmuştur
Peygamberimiz
(sav) konuşmalarında daima Allah'ı tesbih ederdi
Peygamberimiz
(sav) bir "Müjdeleyici" idi
Peygamberimiz
(sav), kavmine kendisinin de bir insan olduğunu hatırlatmıştır
Peygamberimiz
(sav) Müslümanların üzerlerindeki zorlukları kaldırmıştır
Peygamber
Efendimiz müminlere çok düşkün ve şefkatliydi
Peygamberimiz
(sav)'in müminler için bağışlanma dilemesi ve dua etmesi
Peygamberimiz
(sav)'in, Müslümanların menfaati için aldığı sadakalar onların temizlenmesine
vesile olmuştur
Peygamberimiz
(sav) müminlerle istişare ederdi
Allah,
Peygamberimiz (sav)'e ün ve şeref vermiştir
Peygamberimiz
(sav)'in ince düşünceli ve nezaketli olması
Allah
Peygamberimiz (sav)'i her zaman korumuştur
Peygamberimiz
(sav)'in temizliğe verdiği önem
Peygamberimiz
(sav)'in duaları
Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu
Allah Kuran'da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin. Gerçekten senin için
kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir
ahlak üzerindesin. Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler.
Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını'. Elbette senin
Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir;
ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir. (Kalem Suresi,
1-7)
Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için kesintisi
olmayan bir ecir olduğunu bildirmiştir. Bu, Hz. Muhammed (sav)'in
daima güzel ahlak gösterdiğini, takvadan hiçbir zaman ayrılmadığını
gösteren bir bilgidir.
Peygamberimiz (sav)'in
de "İmanın kemali, güzel ahlakladır"4 sözleriyle
belirttiği gibi, imanın en önemli alametlerinden biri güzel ahlaktır.
Bu nedenle güzel ahlakın en güzel örneklerini öğrenmek ve uygulamak
önemli bir ibadettir.
Bu bölümde, Peygamber Efendimizin Kuran'da zikredilen
güzel ahlak özelliklerinden bazılarına yer verilecektir.
PEYGAMBERİMİZ
(SAV) SADECE KENDİSİNE VAHYOLUNANA UYMUŞTUR
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok kereler zikredilen
en önemli özelliklerinden biri, sadece Allah'ın indirdiğine uyması,
insanların rızasını gözetmeden, insanlardan çekinmeden sadece Allah'ın
bildirdiklerini yapmasıdır. Hatta, çağdaşı olan müşrikler ve diğer
dinlerin mensupları Peygamberimiz (sav)'den kendi çıkarlarına uygun
hükümler getirmesini istemişlerdir. Bu kişiler sayıca ve kuvvetçe
daha üstün konumda olmalarına rağmen, Peygamberimiz (sav) Kuran'ı
ve Allah'ın hükümlerini daima büyük bir titizlik ve kararlılıkla
korumuştur. Bir ayette Allah, Peygamberimiz (sav)'in bu insanların
ısrarlarına nasıl karşılık verdiğini bizlere şöyle haber vermektedir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda,
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an
getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi
olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca
bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben,
büyük günün azabından korkarım." De ki: "Eğer Allah dileseydi, onu
size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce sizin içinizde
bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?" (Yunus
Suresi, 15-16)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık Peygamberimiz
(sav)'i birçok ayetiyle uyarmıştır. Örneğin Maide Suresi'nde şöyle
buyrulur:
Hamid Aytaç. Celi Sülüs Levha. Hadis-i
şerifte; "Hz. Peygamber, insanların en hayırlısı insanların
faydalı olanıdır" buyrulmuştur.
|
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı
doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı)
indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek
ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir
yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı;
ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda
yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz
şeyleri size haber verecektir. Aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin
bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet
yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara
bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.
(Maide Suresi, 48-49)
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın kendisine indirdiğinden
başkasına uymayacağını büyük bir kararlılıkla kavmine tekrarlamıştır.
Peygamberimiz (sav)'in bu üstün ahlakını haber veren bir ayet şöyledir:
De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum,
gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana
vahyedilenden başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur
mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (Enam Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda kararlı ve sebatlı
olması ile hak din, en güzel ve en doğru şekliyle insanlara bildirilmiştir.
İnsanların büyük bir bölümü ile kıyas yapmak Peygamberimiz (sav)'in
bu üstünlüğünün daha da iyi anlaşılmasına vesile olacaktır. Günümüzde
de geçmişte de insanların büyük bir bölümü zaaflara, hırslara, tutku
dolu isteklere sahiptirler. Büyük bir çoğunluğu ise dini kabul etmelerine
rağmen bu zayıflıklarına yenilirler. Zaaf ve tutkularını terk etmek
yerine dinin hükümlerinden tavizler verirler. Örneğin dostlarının,
eşlerinin, akrabalarının ne diyeceğinden çekinerek dinin bazı hükümlerini
yerine getirmezler. Veya dine uymayan bazı alışkanlıklarını terk
edemezler. Bu nedenle, dini kendi çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine
uyan hükümlerini kabul eder, diğerlerini görmezden gelirler.
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların isteklerine
hiçbir zaman taviz vermemiş, Allah'ın indirdiğini hiçbir değişikliğe
uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece Allah'tan
korkup sakınarak Kuran'ı insanlara tebliğ etmiştir. Allah, Peygamber
Efendimizin bu takva özelliğini Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza andolsun; Sahibiniz
(arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı. O, hevadan (kendi
istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri),
yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu Kuran'ı) üstün
(oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Necm Suresi,
1-5)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir.
Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz.
Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici
kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar,
doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi, 7)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM
ALEMLERE ÖRNEK OLAN TEVEKKÜLÜ
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan
olaylarda onun tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti açıkça görülmektedir.
Örneğin Peygamberimiz (sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra arkadaşı
ile birlikte gizlendiği bir mağaradaki sözleri tevekkülünün en güzel
örneklerinden biridir. Ayette şöyle bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah
O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den)
çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu:
"Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah
O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkara edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını)
alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve
güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun,
daima Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı herşeyde bir hayır ve
güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kavmine
söylemesi bildirilen şu sözler de bu tevekkülün bir göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır,
bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık"
derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki: "Allah'ın bizim için
yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim
Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."
(Tevbe Suresi, 50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara
örnek olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye asla
güç yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır:
"Bir nefse
takdir edilmiş şey mutlaka olur."5
"... Bir
şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım
dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak
için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın
yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da
muktedir olamazlar."6
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin de,
musibet gibi görünen olayları onun gibi tevekküllü karşılaması,
herşeyde bir hayır ve güzellik olduğuna iman etmesi gerekir. Şunu
da unutmamak gerekir ki, Allah'ın en takva kullarından biri olan
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), çok büyük zorluklarla ve şedid
olaylarla denenmiştir.
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü zorluğu
çıkarmaya hazır olan insanlar bulunmaktadır: İki yüzlü davranarak
Peygamberimiz (sav)'e tuzak kurmaya çalışanlar, atalarının dinini
değiştirmeyi kabul etmeyen müşrikler, peygamberden nefislerine uygun
ayet getirmesini isteyenler, Peygamberimiz (sav)'i öldürmek, sürmek
veya tutuklamak isteyenler ve daha birçokları sürekli olarak Peygamberimiz
(sav)'e zorluk çıkarmaya çalışmışlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu tavırlarına daima
sabretmiş, büyük bir kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ etmiş ve
Müslümanları tehlikelerden koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir.
Onun bu azminin, başarısının ve cesaretinin temelinde Allah'a olan
güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti yatmaktadır. Peygamberimiz
(sav), mağarada olduğu gibi her durumda Allah'ın kendisi ile birlikte
olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın yarattığına ve Rabbimizin herşeyi
en güzel ve en hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına iman etmiştir.
Peygamberimiz (sav)'in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören
tevekkülüne bir örnektir:
"Mümin kişinin
durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır.
Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı
bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder,
bu da hayırdır."7
Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında
elinden gelen tüm çabayı göstermiş ancak sonucun Allah'a ait olduğunu
her zaman bilerek, O'na dayanıp güvenmiştir. Allah, onun bu güzel
tevekkülü karşısında onu daima güçlü ve başarılı kılmıştır.
Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz (sav)'e
tevekkül etmesini bildirmiştir ve Peygamberimiz (sav) de hayatı
boyunca Rabbimizin bu emrine uygun olarak davranmıştır. Ayette şöyle
buyrulur:
"Tamam-kabul" derler. Ama
yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin
söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını
yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil
olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)
Konu ile ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulmaktır.
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan bir ayet
yazılı; "Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz
sanma..." (İbrahim Suresi, 42)
|
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben,
bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap
verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim
oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse,
artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla
görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül edenlerin
görecekleri karşılığı şöyle bir örnekle açıklamıştır:
"Siz Allah'a
hakkı ile tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç
gider, tok dönerler."8
Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in
sözleri ve tavırlarıdır. Bu nedenle, herhangi bir zorlukla, nefsinin
hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan her mümin, Kuran ayetlerini,
herşeyi yaratanın Allah olduğunu düşünerek, Peygamber Efendimizin
tevekkülünü örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı kadere teslim
olduğunu zikretmelidir. .
PEYGAMBERİMİZ
(SAV) İNSANLARDAN HİÇBİR KARŞILIK BEKLEMEDEN SADECE ALLAH'IN HOŞNUTLUĞUNU
ARAMIŞTIR
İslam dininin en temel özelliklerinden biri,
insanın tüm yaşamını Allah korkusu üzerine bina etmesi ve tüm ibadetlerini
de yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için
yapmasıdır. Allah bir ayetinde müminlere "De
ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin
Rabbi olan Allah'ındır" şeklinde buyurmaktadır.
(Enam Suresi, 162)
Kuran'da, "Ancak
tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini
katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle
beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir" (Nisa
Suresi, 146) ayetiyle de müminlere, dini sadece Allah için, başka
hiçbir amaç katmaksızın yaşamaları emredilmiştir. Bir kimsenin Allah'a
sımsıkı sarılması, Allah'tan başka bir ilah olmadığını bilerek,
hayatını yalnızca O'nu razı etmeye adaması ve her ne olursa olsun
Allah'a olan sadakatinden vazgeçmemesi o kişinin ihlas sahibi olduğunu
gösterir.
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle
Allah'ın dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini,
ilgi ve beğenisini elde etmeye çalışmaz. İhlas sahibi müminlere
en güzel örnek Hz. Muhammed (sav) ve diğer peygamberlerdir.
Peygamber Efendimiz, sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramış,
hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı boyunca
Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için çaba göstermiştir.
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum
ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden de değilim." (Sad
Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık
o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O,
herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 47)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN ZORLUKLAR
KARŞISINDAKİ GÜZEL TAVRI
Hz. Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha önce
de belirtildiği gibi, türlü zorluklarla karşılaşmıştır. Kavminden
inkar edenler ve müşrikler ona karşı son derece incitici sözler
söylemişler, hatta büyücü veya delidir demişler, bazıları da Peygamberimiz
(sav)'i öldürmek dahi istemiş ve bunun için planlar kurmuştur. Buna
rağmen, Peygamberimiz (sav) her kültürden ve karakterden insanı
eğitmeye, onlara Kuran'ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel tavrı
öğretmeye çalışmıştır.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler en
temel görgü kurallarından dahi habersiz olduğu için Peygamberimiz
(sav) gibi ince düşünceli, üstün ahlaklı bir insana sıkıntı verebileceklerini
düşünmemişlerdir. Peygamberimiz (sav) ise tüm bunlara karşı büyük
bir sabır göstermiş, her durumda Allah'a yönelerek Allah'ın yardımını
istemiş ve müminlere de sabrı ve tevekkülü tavsiye etmiştir.
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimize birçok ayeti ile,
inkar edenlerin söylediklerine karşı sabırlı olmasını şöyle tavsiye
etmektedir:
Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık
sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd
ile tesbih et. (Kaf Suresi, 39)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz 'izzet
ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir. (Yunus Suresi,
65)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına
karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. (Hicr Suresi, 97)
Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli
veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla
göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin?
Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye vekildir. (Hud Suresi,
12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır göstererek üstün
bir ahlak sergilediğini düşünen müminlerin karşılaştıkları olaylarda
kendilerine onu örnek almaları gerekir. Nefislerine ters düşen en
küçük bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en küçük bir itirazda tahammülsüzlük
gösterenler, Allah'ın dinini anlatmaktan vazgeçenler ya da yaptıkları
ticarette başarısız olunca mutsuz olanlar, bu tavırlarının Allah'ın
Kitabı'na ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uygun olmadığını bilmelidirler.
İman edenler, her olayda sabır gösterip, Allah'ı vekil tutup O'na
hamd ederek, Peygamberimiz (sav) gibi üstün bir ahlak göstermeli
ve Rabbimizin rızasını, rahmetini ve cennetini ummalıdırlar.
PEYGAMBERİMİZ
(SAV) YANINDAKİLERE DAİMA HOŞGÖRÜLÜ DAVRANMIŞTIR
Daha önce de belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in
yanında her karakterden, her düşünceden insan vardı. Ancak Peygamberimiz
(sav) hayatı boyunca her biri ile tek tek ilgilenmiş, her birinin
eksiklerini ve hatalarını düzeltmek için onları uyarmış, temizliklerinden
imanlarına kadar onları her türlü konuda eğitmeye çalışmıştır. Onun
bu şefkatli, hoşgörülü, anlayışlı ve sabırlı tavrı, birçok insanın
kalbinin dine ısınmasına ve Peygamberimiz (sav)'e büyük bir içtenlik
ve sevgi ile bağlanmalarına vesile olmuştur. Allah, Peygamber Efendimizin
çevresindekilere gösterdiği bu güzel tavrını Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak
davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır
giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile…
(Al-i İmran Suresi, 159)
Allah bir başka ayetinde ise Peygamberimiz (sav)'e
çevresindekilere karşı nasıl davranması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz.
Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden
korkanlara Kur'an ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
G. Mesara Koleksiyonu, Hat, Esma-i
Nebi, Kuran'dan bir ayet; "Biz seni alemler için yalnızca
bir rahmet olarak gönderdik." (Enbiya Suresi, 107)
|
Peygamberimiz (sav), çevresindekilere dini zor kullanarak
veya şart koşarak kabul ettirmeye çalışmamış her türlü durumda güzellikle
anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav) güçlü vicdanı ile ümmetini her
yönüyle sahiplenmiş, onlara her konuda bir velinimet olmuştur. Bu
özelliklerinden dolayı Peygamberimiz (sav) Kuran'ın birçok ayetinde
"sahibiniz" (arkadaş, sıkı dost, sahip) olarak zikredilir. (Sebe
Suresi, 46/Necm Suresi, 2/ Tekvir Suresi, 22)
Peygamberimiz (sav)'in bu vicdanlı tavrını takdir edip
anlayabilen müminler de, onu kendilerine herkesten çok daha yakın
görmüşler ve onu kendi nefislerinden çok daha üstün tutmuşlardır.
Bir ayette Allah bunu şöyle bildirir:
Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha
evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir… (Ahzap Suresi,
6)
Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği
bilgiler ile Peygamber Efendimizin çevresindekilere karşı tutumunu
şöyle özetlemiştir:
"... Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden
nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki herkes
onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı.
Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve teveccühü
hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya,
tevazu ve emniyet meclisiydi.
... Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş tutmak için
sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi olmayanlara künye bularak
onunla hitap ederdi.
Öfkelenmekten
son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara karşı
insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara
hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır."9
Peygamberimiz (sav)'in çevresindekileri dine bağlayan
ve kalplerini imana ısındıran insan sevgisi, ince düşüncesi ve şefkati,
tüm Müslümanların önemle üzerinde durmaları gereken bir ahlak üstünlüğüdür.
PEYGAMBERİMİZ
(SAV)'İN TÜM İNSANLIĞA ÖRNEK ADALETİ
Allah Kuran'da müminlere "Allah
için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse
adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın" (Nisa
Suresi, 135) şeklinde buyurmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed
(sav), hem Müslümanlar arasında verdiği hükümler, hem diğer din,
dil, ırk ve kavimlerden olan kişilere karşı adil ve hoşgörülü tutumu,
hem de Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi zengin, fakir ayırmaksızın
herkese eşit davranmasıyla tüm insanlar için çok büyük bir örnektir.
Allah bir ayetinde Resulüne şöyle buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir.
Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer
onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar
veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah,
adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir kavmin
içinde dahi, Allah'ın emrine uymuş ve hiçbir zaman adaletten taviz
vermemiştir. Daima "Rabbim adaletle
davranmayı emretti…" (Araf Suresi, 29)
diyerek her devirde tüm insanlara örnek olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği süresince
adil tutumuna örnek teşkil eden birçok olay yaşanmıştır. Peygamberimiz
(sav)'in yaşadığı coğrafyada çok çeşitli din, dil, ırk ve kabileden
insan birarada yaşıyordu. Bu toplulukların birarada huzur ve güven
içinde yaşamaları, aralarına nifak sokmaya çalışanların etkisiz
bırakılmaları çok zordu. En küçük bir sözden veya tavırdan hemen
bir grup diğerine karşı öfkelenip saldırabiliyordu. Ancak Peygamberimiz
(sav)'in adaleti, Müslümanlar için olduğu kadar bu topluluklar için
de bir huzur ve güvence kaynağı olmuştur. Asr-ı Saadet döneminde
Arabistan Yarımadasında Hıristiyan, Musevi, putperest, ayırt etmeksizin
herkese adil davranılmıştır. Peygamberimiz (sav) Allah'ın
"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur…" (Bakara
Suresi, 256) ayetine uyarak, herkese hak dini anlatmış ancak seçimlerini
yapmak konusunda serbest bırakmıştır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka ayetinde de,
farklı dinlerden insanlara karşı nasıl bir adalet ve uzlaşma içinde
olması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun
gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına
uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda
adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin
de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir.
Bizimle aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)'
yoktur. Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır. Dönüş O'nadır."
(Şura Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına uyarak gösterdiği
bu güzel tavrı, bugün farklı dinlerden insanların birbirlerine karşı
tutumları konusunda örnek olmalıdır.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı ırklardan insanlar
arasında da uzlaşma sağlamıştır. Peygamberimiz (sav) birçok konuşmasında,
hatta Veda Hutbesinde de ırklara göre bir üstünlük olamayacağını,
Allah'ın ayetinde haber verdiği gibi "üstünlüğün takvaya göre olacağını"
bildirmiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir
dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve
kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün
(kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.
Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Ey insanlar!
Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktan yaratılmıştır.
İnsanlar muhakkak ve muhakkak ırklarıyla övünmeyi bırakmalılar."10
"Sizin
şu soyunuz-sopunuz kimseye üstünlük ve kibir taslamaya vesile olacak
şey değildir. (Ey insanlar)! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz
bir ölçek içindeki birbirine müsavi buğday taneleri gibisiniz… Halbuki,
hiç kimsenin kimseye din ve takva müstesna üstünlüğü yoktur. Kişiye
kötü olması için; başkalarını yermesi, küçük görmesi, cimri, kötü
huylu, had ve hududu aşmış olması yeter."11
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara
şöyle seslenmişti:
"Soylarla
övünülmez. Araplar, Arap olduklarından Acemlerden; Acemler de, Acemi
olduklarından Araplardan üstün sayılamazlar. Çünkü Allah katında
en yüce olanınız, ona karşı gelmekten en fazla kaçınanınız (en takvalınız)dır."12
Arap Yarımadasının güney kısmındaki Hıristiyan Necran
Halkı ile yapılan bir antlaşma da Peygamber Efendimizin adaletine
çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bu antlaşmanın maddelerinden
biri şöyledir:
"Necranlıların
ve maiyetindekilerin canları, malları, dinleri varları ve yokları,
aileleri, kiliseleri ve sahip olduları herşey Allah'ın ve Allah'ın
Peygamberinin güvencesi (himayesi) altına alınacaktır."13
Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan, Yahudi ve müşrik
topluluklarla imzaladığı Medine Vesikası da önemli bir adalet örneğidir.
Farklı inançlara sahip topluluklar arasında adaletin sağlanması
ve her topluluğun çıkarlarının gözetilmesi için hazırlanan bu vesika
sayesinde yıllarca düşmanlık içinde yaşayan topluluklara barış getirilmiştir.
Medine Vesikası'nın en belirgin özelliklerinden biri inanç özgürlüğü
sağlamasıdır. Bu konu ile ilgili madde şöyledir:
"Ben-i
Avf Yahudileri, müminlerle beraber aynı ümmettirler, Yahudilerin
dinleri kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir."14
Medine Vesikasının
16. maddesinde ise, "Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir haksızlığa
uğramaksızın ve düşmanlarıyla da yardımlaşmaksızın, yardım ve desteğimize
hak kazanacaklardır"15 diye bildirilmiştir. Peygamberimiz
(sav)'den sonra da sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in antlaşmaya
koydurduğu bu hükme sadık kalmışlar ve aynı hükmü, Berberi, Budist,
Brahman ve benzeri inançlara sahip kişiler için de uygulamışlardır.16
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan bir ayet
yazılı; "... İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle
hükmetmenizi emreder." (Nisa Suresi, 58)
|
Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve güvenlik içinde
geçmesinin en önemli nedenlerinden biri, Kuran ahlakına uyan Peygamberimiz
(sav)'in adaletli tutumudur.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman olmayan kişilerde
de bir güven duygusu uyandırmıştır ve müşriklerden dahi Peygamberimiz
(sav)'in himayesi altına girmek isteyenler olmuştur. Allah Kuran'da
müşriklerin bu taleplerini bildirmiş ve aynı zamanda Peygamberimiz
(sav)'e bu kişilere karşı nasıl davranması gerektiğini de vahyetmiştir:
"Eğer müşriklerden biri, senden 'eman (himaye)
isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun,
sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır'… Şu halde o (anlaşmalı
olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara
karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki olanları
sever." (Tevbe Suresi, 6-7)
Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında meydana gelen
çatışmaların, kavgaların, huzursuzlukların tek çözümü Kuran ahlakına
uymak ve Peygamberimiz (sav) gibi din, dil veya ırk ayrımı gözetmeksizin,
adaletten hiçbir zaman ayrılmamaktır.
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Ben gerçekten, benim
de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim.
O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur.
Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru
yolda olanı korumaktadır.)
(Hud Suresi, 56)
Senin Rabbin rahmet
sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı
onları (azabla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an
önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma zamanı
vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır.
(Kehf Suresi, 58)
|
 |
 |
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
PEYGAMBERİMİZ
(SAV)'E İTAAT EDEN ALLAH'A İTAAT ETMİŞ OLUR
Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla ve
onlara itaat etmekle sorumlu tutmuştur. Elçiler, Allah'ın emirlerini
yerine getiren, insanlara Allah'ın vahyini ileten ve hal ve tavırlarıyla,
konuşmalarıyla, kısacası tüm hayatlarıyla insanlara Allah'ın en
hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın nasıl yaşanması gerektiğini
gösteren mübarek insanlardır. Allah Kuran'da elçilerine uyanların
kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e
itaat, önemli bir ibadettir. Allah itaat konusunun önemini Kuran'da
şöyle haber verir:
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın
izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik.
Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan
bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi,
elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.
(Nisa Suresi, 64)
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte
onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular
(ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır
onlar? (Nisa Suresi, 69)
Kuran'ın birçok ayetinde ise, peygamberlere itaat edenlerin
aslında Allah'a itaat etmiş oldukları bildirilir. Elçilere başkaldıranlar
ise, gerçekte Allah'a karşı gelmişlerdir. Bu ayetlerden bazıları
şöyledir:
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a
itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine
koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a
biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu
halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini
bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık
O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 10)
Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde itaatin
önemini hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur:
"Kim bana
itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan
ederse muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir."17
Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler için
bir koruyucu ve yönetici olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle Müslümanlar
her konuda Peygamberimiz (sav)'e danışır, onun fikrini ve rızasını
alarak bir işe başlarlardı. Ayrıca aralarında anlaşmazlığa düştükleri
konularda, çözüm bulamadıklarında veya ümmetin güvenliğine, sağlığına,
ekonomik durumuna yönelik bir haber öğrendiklerinde bunları da hemen
Peygamberimiz (sav)'e iletir ve ondan en hayırlı ve güvenli çözüm
veya yöntemi öğrenerek uygularlardı.
Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere emrettiği çok önemli
bir ahlaktır. Örneğin Allah bir ayetinde, tüm haberlerin peygambere
veya onun kendisine vekil kıldığı kişilere iletilmesini emretmektedir.
Ayette şöyle buyrulur:
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde,
onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden
olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler'
onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı,
azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (Nisa Suresi, 83)
Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti olan bir emirdir.
Herşeyden önce Peygamberimiz (sav)'in her emri ve hükmü Allah'ın
koruması altındadır. Dolayısıyla verdiği kararlar daima hayır olur.
Ayrıca Peygamberimiz (sav) ümmetin en akıllı ve hikmetli kişisidir.
İnsan her işinde doğal olarak en ehil, en yüksek akla ve vicdana
sahip olan, en çok güvendiği ve emin olduğu kişiye danışmak, bir
haberi sonuç çıkarması için ona götürmek ister.
Peygamberimiz (sav)'in tüm bu özelliklerinin yanında,
bütün haberlerin tek bir kişide toplanmasının bir hikmeti de, bu
haberlerin bütününden daha akılcı ve sağlıklı yorumlar yapılabilecek
olmasıdır. Allah bir başka ayetinde ise, müminlerin aralarındaki
anlaşmazlıklarda Peygamberimiz (sav)'i hakem tutmalarını bildirmiştir.
Bu tür çözümsüzlüklerin hemen Peygamberimiz (sav)'e iletilmesi Allah'ın
emridir ve bu nedenle de akla, vicdana ve adaba uygun olandır. Ayrıca,
Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme gönülden ve hiçbir kuşkuya
kapılmadan itaat etmek son derece önemlidir. Onun verdiği karar
o insanın çıkarları ile çelişse de, gerçekten iman edenler bu durumdan
hiçbir burukluk duymaz ve hemen razı olarak peygamberin hükmüne
itaat ederler. Allah bu önemli itaat özelliğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında
çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme,
içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim
olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
Peygamberimiz (sav)'in tüm kararlarının daima Allah'ın
koruması altında olduğunu fark edemeyen bazı zayıf imanlı ya da
ikiyüzlü kişiler, Peygamberimiz (sav)'in her konudan haberdar olarak
bilgilendirilmesine karşı çıkmış ve bu konuda fitne çıkarmaya çalışmışlardır.
Bu durumun bildirildiği ayet şöyledir:
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü
dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için bir
hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, mü'minlere inanıp-güvenir ve
sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet
edenler... Onlar için acı bir azab vardır." (Tevbe Suresi, 61)
Bu kişiler imanın özünü kavrayamadıkları ve Peygamberimiz
(sav)'i takdir edip tanıyamadıkları için onun herşeyden haberdar
olmasını cahiliye zihniyeti ile değerlendirmişlerdir. Çünkü cahiliye
insanları sahip oldukları bilgileri hayır, güzellik, insanların
iyiliği ve güvenliği için kullanmazlar. Onlar bunu ancak dedikodu
ve fitne için kullanır, insanları birbirine düşürmeye, tuzaklar
kurmaya çalışırlar. Oysa, Peygamberimiz (sav) kendisine gelen her
haberle hem Müslümanların hem de koruması altındaki diğer insanların
güvenliğini, sağlığını, huzurunu sağlamış, olası tehlikeleri bertaraf
ederek, müminlere kurulan tuzakları bozmuş, iman zaafiyeti içinde
olanları tespit ederek onların imanlarını güçlendirecek önlemler
almış, müminleri zayıflatacak, şevklerini kıracak tüm ihtimallerin
önünü kesmiş, müminlere güzellik ve hayır getirecek türlü yöntemler
belirlemiştir. Bu nedenle Allah ayetlerde onun, "bir hayır kulağı"
olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)'in her sözü, her kararı,
her önlemi müminlere ve aslında tüm insanlara hayır ve güzellik
getirmiştir.
PEYGAMBERİMİZ
(SAV) İNSANLARIN VİCDANLARINI ETKİLEYECEK ŞEKİLDE HİKMETLE UYARIP
KORKUTMUŞTUR
Peygamber Efendimiz, kendisine Kuran vahyedildikten
itibaren hayatı boyunca insanları Allah'ın dinine çağırmış, onlara
doğru yolu göstererek rehberlik etmiştir. Kuran'ın bir ayetinde
Peygamberimiz (sav)'in şöyle hitap etmesi bildirilir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a
davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim,
ben müşriklerden değilim." (Yusuf Suresi, 108)
Kuran ayetlerinden anlaşıldığı üzere Peygamberimiz
(sav) insanları uyarıp korkuturken ve onlara Kuran'ı, güzel ahlakı
öğretirken birçok zorluklarla karşılaşmıştır. Herkes hidayet ehli
olmadığı için, kıskançlığından, kininden, öfkesinden dolayı Peygamberimiz
(sav)'e zorluk çıkaranlar, söylediği sözü kavrayamayanlar, anladığı
halde ağırdan alanlar, Peygamberimiz (sav)'in söylediklerine inandım
dediği halde gerçekte inanmayıp iki yüzlü davrananlar ve benzeri
kötü ahlak gösterenler olmuştur. Peygamberimiz (sav) bunlara rağmen
hiçbir zaman yılmadan dini anlatmaya büyük bir kararlılıkla devam
etmiştir. Bu kişilerin tavırları bir ayette şöyle açıklanır:
… Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle
karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında
ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.
De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde
saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 119)
Peygamberimiz (sav)'in, münafıklara karşı tavrı ve
kararlılığı ise ayette şöyle bildirilir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen
dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların aleyhinde birleşen)
gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: "Ben, yalnızca
Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak
O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır." (Rad Suresi, 36)
Peygamberimiz (sav) münafıkları uyarmaya devam etmiş,
dine ve kendisine karşı düşmanlık beslemelerine rağmen belki vazgeçerler
ve hidayet bulurlar diye onlara dini en etkili şekilde anlatmıştır.
Münafıkların Peygamberimiz (sav)'in anlattıklarına karşı gösterdikleri
tavır ise Nisa Suresi'nde şöyle haber verilir:
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten
inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde
muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır.
Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. Onlara: "Allah'ın
indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden
kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün. (Nisa Suresi, 60-61)
Münafıkların bu iki yüzlü tavırlarına rağmen Peygamberimiz
(sav) onlara öğüt vermiş, onların vicdanlarını etkileyerek, doğruyu
görmelerini sağlayacak şekilde onlarla konuşmuştur. Bir ayette şöyle
buyrulur:
İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir.
O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine
ilişkin açık ve etkileyici söz söyle. (Nisa Suresi, 63)
Kendisine düşman olan insanlara öğüt vermek, hatalarını
açıkça söyleyerek onları doğru yola çağırmak elbette ki güç bir
sorumluluktur. Ancak, Peygamberimiz (sav) gibi Allah'a dayanıp güvenen,
hidayeti verenin Allah olduğunu bilen, insanlardan değil sadece
Allah'tan korkup sakınan bir insan için, her işte olduğu gibi bunda
da Allah'ın yardımı ve kolaylıklar vardır.
Allah Kuran'da birçok ayetinde sapıklık içinde olan
insanları doğru yola iletmek, onları arındırmak ve onlara ayetlerini
öğretmek için elçilerini gönderdiğini bildirmektedir. Yukarıda da
belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav) Allah'ın kendisine verdiği
bu sorumluluğu büyük bir sabır, şevk ve kararlılıkla hayatı boyunca
sürdürmüştür. Vefatına çok yakın bir zaman kala yaptığı Veda Hutbesi'nde
dahi Müslümanları eğitmeye ve onlara öğüt vermeye devam etmiştir.
Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e verdiği bu güzel sorumluluklar
ayetlerde şöyle bildirilir:
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak,
sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi
bildirecek bir elçi gönderdik. (Bakara Suresi, 151)
Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde kendilerinden
onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara
ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti
öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.
(Al-i İmran Suresi, 164)
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve
onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara
kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan
önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler. (Cuma Suresi,
2)
Allah bir ayetinde, Peygamberimiz (sav)'in öğütlerinin,
hatırlatma ve uyarılarının inananlar için "hayat verecek şeyler"
olduğunu bildirmektedir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi
çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak
Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp
toplanacaksınız. (Enfal Suresi, 24)
Sami Efendi (1838-1912). Cel'i talik
levha. Kelam-ı kibar; "Hikmetin başı Allah korkusudur."
|
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı ve öğütleri
herhangi bir insanın çağrısı gibi değildir. Bu çağrılara uymak,
insanın dünyada ve ahirette kurtuluşu demektir. Peygamberimiz (sav)'in
her çağrısında insanı kötülüklerden, zulümden, karamsarlıktan, azaptan
kurtaracak hikmetler vardır. Peygamberimiz (sav)'in her öğüdünde
Allah'ın ilhamı ve koruması olduğu için, samimi bir Müslüman bu
öğütlere gönülden teslim olarak, hidayet bulur.
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinde onun
müminlere verdiği güzel öğütler de bulunmaktadır. Bunlardan bir
tanesi sahabesi Muaz (r.a)'a verdiği öğüttür. Ona şöyle söylediği
aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün doğrusunu söylemeni,
sözünde durmanı, emaneti yerine getirmeni, hıyanetten uzak kalmanı,
komşu hakkını korumanı, yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol
selam vermeni, işin iyisini yapmanı, az tamahkarlığı, imana sarılmanı,
Kuran'ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini, hesaptan korkmanı,
tevazu kanatlarını indirmeni tavsiye ederim.
Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru söyleyene
yalan söylemekten, günahkara boyun eğmekten, adaletli bir hükümdara
baş kaldırmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan men ederim.
Muaz! Sana her taşın, ağacın
ve duvarın yanında nerede olursan ol Allah'tan korkmanı işlediğin
her günahın ardından gizlisine gizli, aleni olanına da aleni tevbe
etmeni tavsiye ederim."18
Peygamber Efendimiz, yakınlarını ve Müslümanları
böyle eğitmiş ve onları her zaman güzel huylu olmaya çağırmıştır.
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Onlara, kendilerinden öncekilerin;
Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin
ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara
resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah,
onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine
zulmediyorlardı.
(Tevbe Suresi, 70)
İnsanlar, (sadece) "İman ettik"
diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun,
onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları
da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir. Yoksa
kötülükleri yapanlar, bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar?
Ne kötü hükmediyorlar?
(Ankebut Suresi, 2-4)
|
 |
 |
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
PEYGAMBERİMİZ
(SAV) KONUŞMALARINDA DAİMA ALLAH'I TESBİH EDERDİ
Peygamberimiz (sav), Allah'ın "…
Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et" (İsra
Suresi, 111) ayetiyle bildirdiği emrine uygun olarak bir konuyu
anlatırken, müminlere öğüt verirken, insanlara seslenirken veya
dua ederken, hep Rabbimizi en yüce ve en güzel isimleri ile anar,
O'nun gücünü, üstünlüğünü ve büyüklüğünü zikrederdi. Allah, peygamberimiz
(sav)'e, insanlara nasıl hitap etmesi gerektiğini şu ayetlerle bildirmiştir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü
verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar,
dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye
güç yetirensin. Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye
bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın.
Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin." De ki: "Sinelerinizde
olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde
olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir."
(Al-i İmran Suresi, 26-27-29)
De ki: "… Hüküm yalnızca Allah'ındır. O,
doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır." (Enam
Suresi, 57) De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği
bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur.
O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a
ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun
sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.
(Araf Suresi, 158)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için
deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını)
dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.
(Kehf Suresi, 109)
De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir
(herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır).
O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.
(İhlas Suresi, 1-4)
Peygamberimiz (sav), bir Müslümana öğüt verirken de
ona önce Allah'ın yüceliğini hatırlatmış ve şöyle demiştir:
"Allah'tan
başka ilah yoktur, o tektir, şeriksizdir. Arz ve semanın mülkü O'na
aittir. Bütün hamdler O'nadır, O herşeye kadirdir." de... Taşlanmış
şeytandan Allah'a sığın."19
Peygamber Efendimizin her halini, ahlakını ve takvasını
kendisine örnek edinen, Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine
uyan her müminin konuşması da, insanlara Allah'ı, O'nun gücünü ve
büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah'a çağıran, insanlara Allah'ı
sevdiren ve O'ndan korkup sakınmalarına vesile olan bir üslupta
olmalıdır. Müminin her konuşmasında Allah'ı unutmadığı, her zaman
Rabbimize yöneldiği belli olmalıdır.
Peygamberimiz (sav), müminlere her zaman Allah'ı sevmelerini
ve kendisini de Allah'ı sevdikleri için sevmelerini öğütlemiştir.
Bir hadiste şöyle bildirilmektedir:
"Size vermekte
olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği
için seviniz."20
PEYGAMBERİMİZ
(SAV) BİR "MÜJDELEYİCİ" İDİ
Allah "Ey Peygamber,
gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak
gönderdik" (Ahzab Suresi, 45) ayetinde
Peygamberimiz (sav)'in bir müjde verici ve uyarıcı olduğunu bildirmektedir.
Peygamberimiz (sav), insanları hem cehennem azabına karşı uyarıp
korkutmuş, hem de onları dünyada iyilerin daima üstün geleceği,
ahirette ise sonsuz cennet hayatı ile müjdelemiştir. Peygamberimiz
(sav)'in bu özelliği Kuran ayetlerinde şöyle bildirilir:
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı
olarak, hak (Kuran) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu
tutulmayacaksın. (Bakara Suresi, 119)
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik ve
o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu
olarak gönderdik. (İsra Suresi, 105)
Gerçekten o (Kuran), alemlerin
Rabbinin (bir) indirmesidir. Onu Ruhu'l-emin indirdi. Uyarıcılardan
olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir). (Şuara Suresi,
192-194)
Biz seni ancak bütün insanlara
bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu
bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)
Hüseyin Kutlu, "MaşaAllah"
yazılı hat.
|
Peygamberimiz (sav)'i örnek alarak onun sünnetine
uyanlar da onun gibi insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler
olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden
olmalarını şöyle buyurmuştur:
"Kolaylaştırın,
güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi
geçinin, ihtilafa düşmeyin."21
Müjde vermek, müminlerin şevk ve heyecanlarını
artırır, yaptıkları salih amellerde daha gayretli ve başarılı olmalarına
vesile olur. Yaptığı işi, karşılığını cennette bir güzellik olarak
alacağını umarak yapan kişi, elbette ki işini monotonluk içinde,
bir alışkanlıkla veya mecburiyetten yapan kişiden çok daha farklı
bir ruh hali ve tavır içinde olacaktır. Allah, bu nedenle Peygamberimiz
(sav)'e "Müminleri hazırlayıp-teşvik
et" (Nisa Suresi, 84) şeklinde buyurmuştur.
Allah bir başka ayetinde ise, "Müminlere
müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır"
(Ahzap Suresi, 47) şeklinde bildirir. Allah'ın
emrine ve Peygamberimiz (sav)'in ahlakına uyan her mümin, tüm Müslümanları
müjdelemek ve onları teşvik ederek şevklendirmekle sorumludur. Olumsuz
konuşmalar yapmak, kolay olan işleri zor gibi gösterip müminleri
yıldırmaya çalışmak, güzellikleri, Allah'ın Kuran'da verdiği müjdeleri
unutturarak Müslümanları gaflete sürüklemek Müslümanca bir tavır
değildir. Kuran ahlakına uygun olan, Peygamberimiz (sav) gibi, Allah'ın
Müslümanlara vaat ettiği güzellikleri sık sık hatırlatmak ve onları
hep canlı ve şevkli tutmaktır.
Peygamberimiz (sav)'e müjdelemesi emredilen konulardan
biri Allah'ın günahları bağışlayan olmasıdır:
... De
ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım.
Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları
bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi,
53)
Bizim
ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam
olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim
bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini)
ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Enam Suresi,
54)
Diğer bir müjde konusu ise cennettir:
De ki: "Size bundan daha
hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında,
içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları
hakkıyla görendir." (Al-i İmran Suresi, 15)
PEYGAMBERİMİZ
(SAV), KAVMİNE KENDİSİNİN DE BİR İNSAN OLDUĞUNU HATIRLATMIŞTIR
İnkar edenlerin temel özelliklerinden biri, kibirleridir.
Bu kibirleri nedeniyle Allah'ın elçilerine itaat etmeyi reddetmişler
ve itaat etmemek için türlü bahaneler öne sürmüşlerdir. Bu bahanelerinden
biri ise, elçilere ancak insanüstü bir varlık olurlarsa itaat edeceklerini
söylemeleridir. Peygamberimiz (sav) ise kavmine, kendisinin Allah'a
kul olan bir insan olduğunu, onların bu beklentilerinin yersiz olduğunu
ve kurtuluşa ermek için Allah'a yönelmelerini söylemiştir. Bu konudaki
Kuran ayetlerinde Allah, Peygamberimize şunları söylemesini emretmiştir:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan
bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu
vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde
bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (Kehf
Suresi, 110)
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin
bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak
elbette melek gönderirdik." De ki: "Benimle aranızda şahid olarak
Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir."
(İsra Suresi, 95-96)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin de Müslüman
olmakla ve Allah'a itaat etmekle emrolunduğunu ve kendisinin sadece
uyarmakla sorumlu olduğunu, inkar edenlerin tavırlarından sorumlu
tutulmayacağını da bildirmiştir. Bunu haber veren ayetler şöyledir:
(De ki:) "Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle
emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı. herşey O'nundur.
Ve Müslümanlardan olmakla emrolundum." "Ve Kuran'ı okumakla da (emrolundum).
Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir;
kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım." Ve de
ki: "Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de
onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil
değildir. (Neml Suresi, 91-93)
|